top of page

Ya İşsiz Kalırsam: Çalışmak Bir Çöküşü Engelliyor Olabilir mi?

22 Eyl
5 dakikada okunur

Çalışmazsam Ne Olur?

Bazı insanlar için çalışmak yalnızca para kazanmanın bir yolu değildir. Çalışmak; güvende hissetmek, hayatı kontrol altında tutmak ve gelecekte karşılaşılabilecek zorluklara karşı hazırlıklı olmak anlamına da gelir.

Bu nedenle bir gün boş kalmak, işleri ertelemek veya kazancın azalması huzursuzluk yaratabilir. İnsan dinlenmeye çalışırken zihninde şu sorular dolaşabilir:

“Ya işlerim bir gün azalırsa?”“Ya kazandığım para yetmezse?”“Ya yeniden bu kadar kazanamazsam?”“Ya birine muhtaç kalırsam?”

Bu kaygılar her zaman gerçek dışı değildir. Ekonomik belirsizliğin, hayat pahalılığının ve güvencesiz çalışma koşullarının olduğu bir dünyada geleceği düşünmek son derece anlaşılırdır. Hepimiz yaşamımızı sürdürebilmek ve sevdiklerimizi koruyabilmek için belirli ölçüde güvenceye ihtiyaç duyarız.

Fakat bazen insan ne kadar çalışırsa, ne kadar kazanırsa ya da ne kadar biriktirirse biriktirsin kendisini yeterince güvende hissedemez. Bir hedefe ulaştığında kısa süreliğine rahatlar, ardından yeni bir hedef belirler. Dinlenmek istediğinde suçluluk duyar; yavaşladığında geride kalacağından korkar.

Belki de burada kendimize şefkatle şu soruyu sorabiliriz:

Parasız kalmaktan korktuğumda, aslında başıma ne gelmesinden korkuyorum?

Para bazen yalnızca para değildir

Para hepimiz için somut ihtiyaçlarımızı karşılamamızı sağlar. Ancak kişisel hayat hikâyemize bağlı olarak bunun ötesinde anlamlar da taşıyabilir.

Para bazen bağımsızlık demektir.Bazen kimseye muhtaç olmamak…Bazen terk edildiğimizde bile ayakta kalabilmek…Bazen ailemizi koruyabilmek…Bazen de başarılı, yeterli ve değerli olduğumuzu hissedebilmek…

Bu nedenle para kaybetme ihtimali, yalnızca bazı şeyleri satın alamamak anlamına gelmeyebilir. Güçsüz, çaresiz, değersiz veya korunmasız kalma korkusunu da harekete geçirebilir.

Çocuklukta ailesinin ekonomik sıkıntılarına tanıklık etmiş, evde para nedeniyle yaşanan gerilimi hissetmiş ya da ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmayacağından emin olamamış biri için maddi güvence çok daha büyük bir anlam taşıyabilir. Çocuk zihni, ailesinin yaşadığı zorlukları her zaman sözcüklerle anlayamaz; fakat evin içindeki endişeyi, belirsizliği ve çaresizliği hisseder.

Üstelik kişinin böyle hissetmesi için mutlaka yoksulluk yaşamış olması gerekmez. Maddi ihtiyaçları karşılanmış olsa bile duygusal olarak yalnız bırakılmış, zamanından önce güçlü olmak zorunda kalmış veya ihtiyaç duyduğunda kendisini tutacak birinin varlığından emin olamamış olabilir.

Böyle bir geçmişte insan, yetişkin olduğunda kendisine şu sözü vermiş gibidir:

“Bir daha asla hazırlıksız yakalanmayacağım.”“Kimseye muhtaç olmayacağım.”“Ne olursa olsun kendi ayaklarımın üzerinde duracağım.”

Bu sözler insanı hayatta tutmuş, güçlendirmiş ve bugünkü yerine gelmesine yardımcı olmuş olabilir. Dolayısıyla sürekli çalışma isteğini yalnızca bir sorun olarak görmek haksızlık olur. Çalışmak, bir dönem kişinin kendisini korumak için bulduğu en iyi yol olabilir.

Gelecekte beklenen eski bir korku

Psikanalist Donald Winnicott’ın “çöküş korkusu” adını verdiği düşünce, bu durumu anlamamıza yardımcı olabilir. Winnicott, bazen gelecekte gerçekleşmesinden çok korktuğumuz bir felaketin, aslında geçmişte yaşadığımız bir çaresizliğin izini taşıdığını söyler.

O deneyim yaşandığında henüz çok küçük olabiliriz. Başımıza geleni anlayacak, adlandıracak veya taşıyacak ruhsal güce sahip olmayabiliriz. Bu nedenle yaşanan şey, anlatabileceğimiz açık bir anı hâline gelmeyebilir. Yine de bıraktığı his içimizde yaşamaya devam eder.

Geçmişte yaşanan çaresizlik, yıllar sonra sanki gelecekte olacakmış gibi karşımıza çıkabilir:

“Bir gün her şeyimi kaybedeceğim.”“Bir gün kimse yanımda olmayacak.”“Bir gün yeniden güçsüz kalacağım.”

“Ya param biterse?” sorusunun altında da bazen daha derin bir soru bulunabilir:

“Ya beni güvende tutan her şey ortadan kalkarsa?”

Bu durumda çalışma, yaklaşmakta olduğu hissedilen felaketi önlemenin bir yolu hâline gelir:

Durmadan çalışırsam para bitmez.Para bitmezse kimseye muhtaç olmam.Kimseye muhtaç olmazsam çaresiz kalmam.Çaresiz kalmazsam dağılmam.

İnsan bunu bilinçli olarak düşünmeyebilir. Yine de hayatını sanki bu kurala göre düzenleyebilir. Çalışmak kişiye yalnızca gelir değil; kontrol, güvenlik ve süreklilik duygusu da verir.

Çalışmadığımda ne yapacağım?

Bazen çalışmayı bırakmak başka bir nedenle de zordur: İnsan çalışmadığında ne yapacağını bilemez.

Bu durum dışarıdan bakıldığında bir hobi eksikliği gibi görünebilir. Oysa çoğu zaman daha derin bir deneyime işaret eder. Çünkü çalışma, zaman içinde yalnızca hayatın bir parçası olmaktan çıkıp kişinin kendisini tanımlama biçimine dönüşmüş olabilir.

İşimiz bize gün içinde ne yapacağımızı söyler. Bir düzen, amaç ve yön verir. Başarılı olduğumuzda kendimizi yeterli hissetmemizi sağlar. İnsanlarla ilişki kurmamıza ve toplum içinde bir yer edinmemize yardımcı olur.

Fakat bütün bunlar yalnızca çalışmaya bağlandığında, işin olmadığı zamanlarda kişi kendisini boşlukta hissedebilir. Yapılacak işler sona erdiğinde şu soru ortaya çıkabilir:

“Şimdi ne yapacağım?”

Bu sorunun altında ise daha kırılgan bir soru bulunabilir:

“Bir şey üretmiyorsam ben kimim?”

Bazı insanlar çocukluklarından itibaren çalışkan, başarılı, uyumlu veya güçlü olduklarında takdir edilmiş olabilir. Çevresindekileri üzmemek, evdeki sorunları artırmamak ya da ailelerinin yükünü hafifletmek için kendi ihtiyaçlarını geri plana atmış olabilirler. Böylece yalnızca oldukları hâlleriyle değil, bir şey başardıklarında değerli olduklarını hissetmeyi öğrenmiş olabilirler.

Yetişkinlikte bu öğrenme şöyle devam edebilir:

“Üretiyorsam değerliyim.”“İşe yarıyorsam sevilebilirim.”“Her şeyi kontrol edersem güvendeyim.”“Durursam geride kalırım.”

Bu nedenle dinlenmek her zaman huzur vermez. Bazen suçluluk, anlamsızlık, huzursuzluk ve boşluk duygularını ortaya çıkarır. İnsan bedenen dinlense bile zihni çalışmayı sürdürür. Yapması gerekenleri düşünür, boş geçirdiği zaman için kendisini eleştirir veya dinlenmeyi hak etmek için önce daha fazla çalışması gerektiğine inanır.

Yalnızca var olabilmek

Winnicott, insanın yalnız kalabilme ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan var olabilme kapasitesinden de söz eder. Çocuk, yeterince güvenli bir ilişki içinde büyüdüğünde sürekli bir şey başarmadan, birini memnun etmeden veya kendisini kanıtlamadan da var olabileceğini hisseder.

Oyun da böyle bir alanda ortaya çıkar. Oyunun mutlaka bir amacı, sonucu veya kazancı yoktur. Çocuk oynarken zaman kaybediyor sayılmaz; kendisini, dünyayı ve nelerden hoşlandığını keşfeder.

Yetişkinlerin de böyle bir alana ihtiyacı vardır. Sonuç üretmeyen bir merakın, yalnızca keyif verdiği için yapılan bir uğraşın, sessizce oturmanın veya sevilen biriyle amaçsızca zaman geçirmenin ruhsal yaşamda önemli bir yeri vardır.

Ancak kişi uzun yıllar boyunca görevleriyle, başarılarıyla ve başkalarının ihtiyaçlarıyla yaşamışsa neyi sevdiğini gerçekten bilmeyebilir. Kendisine boş zaman verildiğinde rahatlamak yerine kaybolmuş hissedebilir. Çünkü kendi isteklerinin sesini duymaya alışmamıştır.

Bu bir eksiklik ya da başarısızlık değildir. Belki de kişi bugüne kadar buna ihtiyaç duymuş, fakat böyle bir alanı deneyimleme fırsatı bulamamıştır.

Çalışmak bir sığınak olduğunda

Çalışmanın insana iyi gelen birçok tarafı vardır. Üretmek, katkıda bulunmak, gelişmek ve ekonomik olarak bağımsız olmak değerlidir. Sorun, çalışmanın varlığı değil; kişinin kendisini yalnızca çalışırken güvende ve değerli hissedebilmesidir.

Çalışma bazen dış dünyanın belirsizliğine ve iç dünyanın karmaşasına karşı bir sığınak hâline gelir. Takvim dolu olduğunda insanın kendisine nasıl hissettiğini sorması gerekmez. Hedefler belirli olduğunda ne istediğini düşünmek zorunda kalmaz. Sürekli meşguliyet; yalnızlık, üzüntü, yetersizlik veya geleceğe ilişkin korkularla karşılaşmayı erteleyebilir.

İçimizdeki eleştirel ses de bu düzeni sürdürebilir:

“Yeterince çalışmıyorsun.”“Böyle devam edersen elindekileri kaybedersin.”“Dinlenmeyi henüz hak etmedin.”“Kimse gelip seni kurtarmayacak.”

Bu seslerin nereden geldiğini fark etmek önemlidir. Belki geçmişte gerçekten güçlü olmak, erken büyümek ve sorumluluk almak zorunda kalmışızdır. Belki bugün sahip olduğumuz hayatı da büyük ölçüde bu yönümüz sayesinde kurmuşuzdur.

Bu nedenle kendimize kızmak yerine şunu söyleyebiliriz:

“Çalışmak uzun zamandır beni koruyor. Fakat bugün hâlâ tek korunma yolum bu olmak zorunda mı?”

Amaç daha az çalışmak değildir

Çalışmayla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmek, birdenbire daha az çalışmak veya bütün sorumlulukları bırakmak anlamına gelmez. Çünkü çalışmanın azalmasıyla birlikte yıllardır uzak tutulan duygular ortaya çıkabilir.

Belki boşluk hissedilir.Belki gelecek kaygısı artar.Belki değersizlik düşünceleri belirir.Belki de uzun zamandır ertelenen yorgunluk kendisini gösterir.

Bunların ortaya çıkması, yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmez. Zihnin yıllardır çalışma yoluyla düzenlediği duyguların görünür hâle gelmesi olabilir.

Belki ilk adım çalışma saatlerini azaltmak değil, kendimize merakla yaklaşmaktır:

“Dinlendiğimde neden suçluluk duyuyorum?”“Parasız kalmak benim için ne anlama geliyor?”“Kimseye muhtaç olmamak neden bu kadar önemli?”“Başarılı olmadığımda kendimi nasıl görüyorum?”“Çalışmadığım zamanlarda hangi duygular ortaya çıkıyor?”“Hayatımda yalnızca bana keyif verdiği için yaptığım bir şey var mı?”

Bu soruların hemen cevaplanması gerekmez. Bazen onları yargılamadan düşünebilmek bile çalışmanın ardındaki ihtiyacı anlamaya başlamamızı sağlar.

Zamanla kişi, üretmediği anlarda da değerli olduğunu deneyimleyebilir. Birine ihtiyaç duymanın güçsüzlük, dinlenmenin tembellik ve kontrolü biraz bırakmanın çöküş anlamına gelmediğini fark edebilir. Amaçsız görünen zamanın aslında oyun, merak, yakınlık ve yaratıcılık için gerekli olduğunu keşfedebilir.

O zaman çalışma ortadan kalkmaz. Fakat bir zorunluluk, kaçış veya ruhsal güvenlik sistemi olmaktan çıkarak daha özgür bir seçime dönüşebilir.

Çünkü insan bazen yalnızca yaşamak için çalışmaz; çalışmadığında nasıl yaşayacağını bilmediği için de çalışır. Geleceğini güvence altına almaya uğraşırken, güvenceye aldığı o geleceği yaşamayı sürekli erteleyebilir.

Belki de mesele çalışmaktan vazgeçmek değil, çalışmadığımız anlarda da var olmaya hakkımız olduğunu yavaş yavaş hatırlamaktır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Oyuncak Kimin Arzusu?

“Bugünün çocukları hiçbir şeyle uzun süre oynamıyor.”“Biz bir oyuncakla yıllarca oynardık.”“Şimdiki çocukların odası oyuncak dolu ama yine de sıkılıyorlar.”Çocukluk üzerine konuşurken bu cümleleri sık

 
 
 
Felsefe Yapmanın Psikolojisi

Felsefe derslerinin ilk konusu genellikle felsefenin nasıl ortaya çıktığıdır. Hoca sınıfa girer ve Miletos’tan söz etmeye başlar: Doğa olaylarının tanrılar ve mitlerle açıklanmasının yetersiz kalması,

 
 
 

Yorumlar


©2021, Hikmet Zehra Evliya tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page